Müthiş Bir Dua

İnne maıye Rabbî seyehdîn!”

Bu Ayet-i Celile’yi dağlara taşlara haykırmak, her gördüğüm yere yazmak istiyorum BÜYÜK HARFLERLE..

“İNNE MAIYE RABBÎ SEYEHDÎN..!”

Belki bir çoğumuz ilk defa işittik, Rabbimizin bize böyle bir vahiy indirdiğini..

Belki yüzlerce mukabeleye gittik, defalarca kendimizde okuduk ama birazdan ilk defa işiteceğiz..

Kıymetli kardeşlerim;

Bir kaç zamandır, kimi görsem ruhsal sorunlar yaşıyor, sürekli depresif ve üzüntü içerisinde..

“Toplumumuzun neredeyse yüzde 90’ı depresyonda” desem, abartmış sayılmam..

Hep bir ağızdan “Ölsem, kurtulsam” diyoruz, ama dertlerimizi Kur’an’a arz ettiğimizde utanır mıyız acaba!

Şuara Suresi’ne derdimizi anlatalım mesela..

Haydi, şu an yüreğimizin baş köşesine oturtup, uykularımızı kaçıran sıkıntıyı fısıldayalım..

Sonra dönüp Ayet-i Celile’yi okuyalım..

Şuara Suresi, bizlere Musa Aleyhisselam’dan bahsediyor.

Düşünün ki bir gruba önder olmuşsunuz, kimseye bir zararınız yok ama dünyanın en en en zalim adamı peşinizde!

Sizi ve size inananları acı içinde öldürecek!

Ve siz kaçıyorsunuz, onlar kovalıyor..

Hikâye anlatmıyorum, bizzat Ayet-i Celile’de Rabbimizin buyruğunu izah ediyorum..

Koşuyorsunuz ve geldiğiniz yer, koskoca Kızıldeniz’in kıyısı..

Atlasanız, boğulacaksınız..

Dursanız, Firavun ordusuyla geliyor; doğranacaksınız!..

İşte, tam da böyle bir zamanda kavmi, Musa Aleyhisselam’a teselli vermedi, “Öl de, ölelim” demedi..

Aksine, büyük bir hışımla;

-İşte yakalandık! Ey Musa sen açtın başımıza bu belayı!

diye söylenmeye başladılar.

SubhanAllah..

Düşünebiliyor musunuz!..

Bir anda yol arkadaşlarınız, dostlarınız en zor anınızda “Seninyüzünden!” diye homurdanmaya başlıyor, önden Kızıldenizköpürüyor, arkadan Firavun geliyor..

Musa aleyhisselam’ın dilinden tek bir nida çıktı o anda ki;

Kıyamet’e kadar her Mü’min zikredecek bu kelamı..

-İnne maıye Rabbî seyehdîn!

Yani;

-BEN ALLAH’LA BERABERİM, O BANA ÇARE GÖNDERİR!

İşte bu kadar!

Bu kelâm değil miydi Kızıldeniz’i yardıran, dert sanılan Firavun’u ordusuyla birlikte boğduran!?

Neden zor geliyor Rabbimize güvenmek bizlere!

Bir defa gözyaşları içinde derdimize dönüp de;

-Ben Rabbimle beraberim, o bana çare gönderir!

desek, neden açılmasın ki o kapılar bize!

Böyle bir ânı, biz hayatımızda yaşamış olabilir miyiz?

Böylesine bir imtihanın yanından bile geçmemişken nedir bize hayatı zehir eden!..

Bizler, şeytanın üzüntü ile yaklaşacağını unuttuk çünkü..

Bizler şeytanı dahi unuttuk.

Sanıyoruz ki bu şeytan;

-Ramazanda bağlanan,

-Akşam ezanından sonra dolanan,

-Seccade katlanmazsa namaza duran(!)

-Sofra bekletilirse afiyetle yemeğe dalan..

-Arada ettiğimiz gıybetin yegane suçlusu(!)

İşte şeytanı bundan ibaret sayıyoruz..

Düşmanımızı tanımıyoruz ki; ona karşı siper alalım, savaşabilelim..

Oysa şeytan, en çok “üzüntü”den yaklaşır kardeşler..

Zira şeytan, çok iyi bilir ki;

Üzüntü, Rabbimiz’in sevmediği bir ahlâktır!..

Bu yüzden Ayet-i Celile’sinde bizlere emreder;

-GEVŞEMEYİN, ÜZÜLMEYİN!

Rabbimiz buyuruyor!

Namaz gibi, oruç gibi, hac gibi..

“ÜZÜLMEYİN”

Bunca isyan, bunca antidepresan, bunca bunalım-depresyondurabilir mi bu Ayet’in karşısında!

Şu dünyada kısacık hayatımız, bunca üzüntüyle, kuruntuyla, olmazları oldurmaya çalışmakla geçirilecek kadar basit mi Allah aşkına!..

Vallahi dünya hızlıca geçip bitecek.

Peki, bu kadar geçici ve kısa kalınan bir yerde, bu değerli zamanı üzülerek, Allah‘ın istemediği bir ahlakı göstererek yaşamak ne kadar mantıklı?

İbrahim aleyhisselam ateşe atıldığında üzüldü mü?

Yoksa;

-Allah bana yeter; O ne güzel vekildir! deyip tebessüm mü etti alevlere!

Bu teslimiyet dolu yüreği yakar mı Mevla’sı!..

Ya Sümeyye annemiz…

Mızrak göğsüne saplandığında umrunda mıydı dersiniz!

-La ilahe illallah! dedi son defa, tebessümle..

Ve göklere “İslamın ilk şehidesi” olarak yazıldı o kutlu sahabe..

Ya Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem…

Uhud’da yüzünden kanlar süzülürken, Taif’te taşlanırken, Kabe’de üzerine doğru işkembeler atılırken, yavrularını elleriyle gömerken, midesine bağladığı taşlar yere düşerken, biricik karısına zina iftirası atılıyorken, Bilal’i taşlar altında eziliyorken üzülüyor, şimdiki tabirle hangi depresyona giriyordu?

Yunus Suresi’nde “Haberiniz olsun; Allah‘ın velileri, onlar için korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır” diye emretmişken Rabbi, tebessüm etti ölüme bile..

Aleyhissalatu ves-selam..

O’nun biricik ümmeti olarak, haydi atalım tozları üzerimizden..

Evlat mı hayırsız?

Koca mı zalim?

Elti mi gıybetçi?

Borçlar mı bitmiyor?

-Ey evladıyla sınanan anne; Nuh Aleyhisselam değil miydi kâfirolan oğluna, 950 senelik tebliğinde “Yavrucuğum” demekten geri kalmayan!..

-Ey kocasıyla sınanan hanım kardeşim, Asiye annemiz değil miydi, Firavun gibi dünyada benzeri olmayan bir zalimin karısıyken cennete yükselen?

-Ey gıybet, iftira derdine düşmüş kardeşim, tertemiz Aişeanamız değil miydi zina gibi bir iftiraya uğrayıp gıybetin en ağırını yaşayan!

-Ey geçim sıkıntısından bıkmış Ümmeti Muhammed!.. Âlemlere rahmet değil miydi bu dünyadan karnını arpa ekmeği ile doyurmadan giden..

Haydi kapanalım secdeye;

“Affet” diyelim..

“Affet derdimi dert ettiğim, günleri kendime zehir ettiğim her ânımı affet..”

“Bu değerli vaktimi sana daha çok yakınlaşabilmek için, imtihanlarıma sabredip, onları sana uzanan bir merdiven olarak kullanabilmem için bana yardım et..”

Çünkü;

“İnne maıye rabbî seyehdîn..”

-Ben Rabbimle beraberim, o bana çare gönderir!

diye haykırıp, tebessüm ile avuçlarımızı sürelim yüzümüze..

Dua eder, dua beklerim..

alıntıdır.

Dünya Bizi Keşfetti

MEŞHUR Fransız Gazetesinden
BÜYÜK İTİRAF:

LE FİGARO:
“PKK TÜRK ORDUSUNU SÜPER GÜÇ YAPTI
Türklerin karşısında artık kimse duramaz”

PKK’yı kurarak Türkleri süper güç biz yaptık haberimiz olmadan.
Onlar sınırları içinde küçük, geri kalmış, fakir bir devletti.
Çomağı biz soktuk.
En büyük hatayı burada yaptık.

Türkler sürekli savaşarak hazır hale geldi.
Sürekli teknolojilerini gelistirerek dünya silah teknolojilerinin anlayamadığı teknolojilere kavuştular.

PKK’yı içte bitirdiler.
Şimdi sınırları dışına çıktılar süper güçllere kafa tutarak ilerlediler.
Suriye’de Rusya’yı, Libya’da hem Rusya’yı hem Amerika’yı yendiler.

Şimdi her yerde hem savaşıyorlar hem teknolojilerini daha da gelistiriyorlar.
Aslında şu an bile hiçbir devlet Türkleri karşısına almak istemiyor.

Gelecek ise daha da korkutucu olacak.
Aslında uyuyan Devi biz uyandırdık…
Ortadoğu’da işleri bittiğinde Batıda tekrar eski hedeflerine ulaşacaklar.

Avrupa’nın bugün bile Türkleri durduracak gücü ve inancı yoktur.
Avrupa korkuyor ve endişe ile izliyor.
Fransa gerçeğe uyanmalı.
Sadece kuzey Afrika değil, Türkler tüm Afrikada ve ortadoğu’da Fransayı, Batıyı yeniyor ve kovuyor.

Afrika ve Ortadoğu kaybedilmiş birer anı olmak üzere.
Avrupa Türkleri karşısına almadan siyaset yaparak bir müddet daha var olabilir.
Eninde sonunda diz üstü çöküp Türkiye’ye Avrupa birliğine gelmesi için yalvaracaklardır.”
*
Le Figaro’dan makale…

Dua

Yâ Rabbî! Kıldığım namazı, yaptığım ibadet ve tâatimi kusurları ile beraber kabul eyle! Âhir ve âkıbetimi hayreyle. Son nefesimde Kelime-i tevhîd söylememi nasip eyle. Beni, ana-babamı ve hocamı, ölmüş ve hayatta olan bütün müminleri hesap gününde af ve mağfiret eyle!
Yâ Rabbî! Beni, şeytan şerrinden ve düşman şerrinden ve nefs-i emmâremin şerrinden muhafaza eyle! Evimize iyilikler, helâl ve hayırlı rızıklar ihsan eyle!
Yâ Rabbî! Ehl-i İslâma selâmet ihsân eyle! İslam düşmanlarını kahr ve perîşân eyle! Kâfirlerle cihâd etmekte olan Müslümanlara imdâd-i ilâhiyyen ile imdâd eyle!
Yâ Rabbî! Müslümanları, memleketimizi ve bütün âlem-i İslâmı, kahtu galâdan [yoksulluktan ve pahalılıktan], tâûn u belâdan [vebâ ve diğer sârî hastalıklardan], şemâtet-i a’dâdan [düşmanların sevinmesine sebep olacak her türlü musîbetten] muhafaza eyle!
Yâ Rabbî! Hânelerinde ve hastanelerde yatan hastalarımıza şifâ, dertli olanlarımıza devâ ihsân eyle! Senden sıhhat, âfiyet, emânete riâyet ve güzel huylu olmayı ve kadere râzı olmayı talep ediyorum.
Yâ Rabbî! Anama, babama ve evlatlarıma ve akraba ve ahbâbıma ve bütün din kardeşlerime hayırlı ömürler ve hüsn-i hulk, akl-ı selîm ve sıhhat ve âfiyet, rüşd ü hidâyet ve istikâmet ihsân eyle. Âmin!

HAN DUVARLARI

Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,
Bir dakika araba yerinde durakladı.
Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar…
Gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya,
Ulukışla yolundan Orta Anadolu’ya.
İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!
Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,
Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı…
Arkada zincirlenen yüksek Toros Dağları,
Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,
Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler…

Ellerim takılırken rüzgârların saçına
Asıldı arabamız bir dağın yamacına.
Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık,
Yalnız arabacının dudağında bir ıslık!
Bu ıslıkla uzayan, dönen kıvrılan yollar,
Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar
Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.
Gökler bulutlanıyor, rüzgâr serinliyordu.
Serpilmeye başladı bir yağmur ince ince.
Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince
Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi.
Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi.
Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine.
Yol, hep yol, daima yol… Bitmiyor düzlük yine.
Ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali,
Sonunda ademdir diyor insana yolun hali,
Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan.
Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan
Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor,
Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor…
Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine
Uzanmış kalmışım yaylının şiltesine.

Bir sarsıntı… Uyandım uzun süren uykudan;
Geçiyordu araba yola benzer bir sudan.
Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu,
Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu:
Ağır ağır önümden geçti deve kervanı,
Bir kenarda göründü beldenin viran hanı.
Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri
Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri.
Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya
Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya.
Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı,
Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı.
Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor,
Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor.
Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı
Her yüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı.
Gitgide birer ayet gibi derinleştiler
Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki cizgiler…
Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı,
Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı;
Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler,
Aygın baygın maniler, açık saçık resimler…

Uykuya varmak için bu hazin günde, erken,
Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken
Birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı;
Bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı.
Ben garip çizgilere uğraşırken başbaşa
Raslamıştım duvarda bir şair arkadaşa;

“On yıl var ayrıyım Kınadağı’ndan
Baba ocağından yar kucağından
Bir çiçek dermeden sevgi bağından
Huduttan hududa atılmışım ben”

Altında da bir tarih: Sekiz mart otuz yedi…
Gözüm imza yerinde başka ad görmedi.
Artık bahtın açıktır, uzun etme, arkadaş!
Ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş;
Araya gitti diye içlenme baharına,
Huduttan götürdüğün şan yetişir yârına! …

Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk,
Soğuk bir mart sabahı… Buz tutuyor her soluk.
Ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri
Arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri.
Bulutların ardında gün yanmadan sönüyor,
Höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor…
Yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar,
Bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar.
Biz bu sonsuz yollarda varıyoruz, gitgide,
İki dağ ortasında boğulan bir geçide.
Sıkı bir poyraz beni titretirken içimden
Geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden:
Ardımda kalan yerler anlaşırken baharla,
Önümüzdeki arazi örtülü şimdi karla.
Bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu,
Burada son fırtına son dalı kırıyordu…
Yaylımız tüketirken yolları aynı hızla,
Savrulmaya başladı karlar etrafımızda.
Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü;
Kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü…
Gönlümde can verirken köye varmak emeli
Arabacı haykırdı “İşte Araplıbeli! ”
Tanrı yardımcı olsun gayrı yolda kalana
Biz menzile vararak atları çektik hana.

Bizden evvel buraya inen üç dört arkadaş
Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş.
Çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor,
Kimi haydut, kimi kurt masalı anlatıyor…
Gözlerime çökerken ağır uyku sisleri,
Çiçekliyor duvarı ocağın akisleri.
Bu akisle duvarda çizgiler beliriyor,
Kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor;

“Gönlümü çekse de yârin hayali
Aşmaya kudretim yetmez cibali
Yolcuyum bir kuru yaprak misali
Rüzgârın önüne katılmışım ben”

Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı,
Güneşli bir havada yaylımız yola çıktı…
Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde
Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde.
Uzun bir yolculuktan sonra İncesu’daydık,
Bir handa, yorgun argın, tatlı bir uykudaydık.
Gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım,
Başucumda gördüğüm şu satırlarla yandım!

“Garibim namıma Kerem diyorlar
Aslı’mı el almış haram diyorlar
Hastayım derdime verem diyorlar
Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış’ım ben”

Bir kitabe kokusu duyuluyor yazında,
Korkarım, yaya kaldın bu gurbet çıkmazında.
Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı!
Bahtına lanet olsun aşmadınsa bu dağı!
Az değildir, varmadan senin gibi yurduna,
Post verenler yabanın hayduduna kurduna! ..

Arabamız tutarken Erciyes’in yolunu:
“Hancı dedim, bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu’nu? ”
Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende,
Dedi:
“Hana sağ indi, ölü çıktı geçende! ”
Yaşaran gözlerimde her şey artık değişti,
Bizim garip Şeyhoğlu buradan geçmemişti…
Gönlümü Maraşlı’nın yaktı kara haberi.

Aradan yıllar geçti işte o günden beri
Ne zaman yolda bir han rastlasam irkilirim,
Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim.
Ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar,
Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!
Ey garip çizgilerle dolu han duvarları,
Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları! ..

Faruk Nafiz Çamlıbel

Reaktif hipoglisemili kişiler;


Reaktif hipoglisemili kişiler;

  • Acıkmadıkları için kahvaltı isteği duymazlar
  • Öğle yemeğini hafif geçiştirirler
  • İlk yemeği yedikten sonra gün içerisinde uyuyuncaya kadar sürekli bir şeyler yemek isterler
  • Akşama doğru tatlı isteği ve çikolata krizleri baş gösterir.
  • Gece uykudan uyanıp yemek yerler.
  • Sinirlilik, soğuk terleme, fenalık ve baş ağrısı sık görülen şikâyetlerdendir.
  • Eğer sizde de bu gibi belirtiler varsa mutlaka bir dahiliye uzmanına ve sonrada diyetisyene başvurarak geç kalmadan tedavinizi yaptırınız. 
  • İstanbul Hospital sitesinden alıntıdır.

https://www.istanbulhospital.com.tr/reaktif-hipoglisemi-gizliseker

Reaktif hipoglisemi şeker hastalığı belirtisi midir?


Reaktif hipoglisemi şeker hastalığı belirtisi midir?

EVET. Şeker hastalığı henüz klasik bulgularını, yani çok su içme, sık idrara çıkma, ağız kuruluğu, kilo alma gibi belirtilerini vermeden 15 – 20 yıl süresince belirtisiz gelişebiliyor. Bu dönem ‘gizli şeker’ olarak adlandırılıyor.

Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) son uyarısına göre, açlık kan şekeri 100’ün üzerinde olan herkes diyabet riski altında. …

İlk ortaya çıkan bulgu, reaktif hipoglisemi adını verdiğimiz şeker düşme ataklarıdır. En önemli özelliği; açken değil, yemek yedikten sonra hipoglisemi atakları olmasıdır.

Bu kişilerin şeker yükleme testi veya insülin direnci testi yaptırmaları gerekmektedir. Alıntıdır.

Bu kişiler şişmanlık kısır döngüsü içinde mi?


Bu kişiler şişmanlık kısır döngüsü içinde mi?

Evet. Genelde şişman veya şişmanlama eğiliminde olan masa başı çalışan kişiler bu hastalığa daha kolay yakalanıyorlar. Toplumda şişmanlıkların genetik olanları dışında, yaklaşık yüzde 80’inde reaktif hipoglisemi var.

Şişmanlığın tedavisi ancak bu metabolik bozukluğu bulduktan sonra yapılıyor. Hasta diyet uzmanı yerine başka insanlara başvurduğunda kişinin şişmanlık nedeni iyi tahlil edilmediğinden, çoğunlukla hastalara hipokalorik yani; bir anlamda açlık diyeti veriyorlar. Sonuç olarak reaktif hipoglisemili hasta dişini sıkıp açlık diyeti uyguluyor ama bıraktıktan sonra verdiği kilodan fazlasını alıyor. Burada temel sorun; açlık. Açlığı açlıkla tedavi edemezsiniz. Bu nedenle, şişmanlığın tedavisinde temel ilke kilo almaya neden olan sebebi bulup adını koymak. ‘Reaktif hipoglisemi var’, ‘Yağ metabolizması bozuk’ veya ‘Genetik bozukluk var’ gibi nedenler bulunmalı. Alıntıdır.

İlaçla tedavi var mı dır?


İlaçla tedavi var mı dır?

Hayır yok. Çünkü bu hastalık bir yeme davranışı bozukluğundan kaynaklanıyor ve yeme davranışı ve öğünler düzenlenip egzersizle de desteklendiği zaman kısa sürelerde tedavi ediliyor. Sık acıkma atakları oluyor ve yüksek kalorili yiyecekler alınıyor.

Alıntıdır

Yemek sonrası meyve yemek şekeri düşürebilir mi?


Yemek sonrası meyve yemek şekeri düşürebilir mi?

Düşürebilir. Meyvenin içinde ( FRUKTOZ) şeker vardır. Bu, reaktif hipoglisemi atağını başlatabilir. Meyveden çok; kepekli ekmek, bisküvi gibi posalı yiyecekleri öneriyoruz. Öğleden sonraki ara öğünleri güçlü olmalı, acıkma hissetmeden, tatlı krizi gelmeden yemeliler. Hipoglisemide acıkmaya değil, saate bağlı yeme modeli olmalıdır. Açlık ortaya çıkmışsa, o zaman kontrolü zordur. Bu yüzden kişi acıkmasa da ara öğün yemek zorundadır.